Günaydın
uyandı, dandik uykusunun bu kadar kırılgan olmasına bir kez daha üzüldü. kan çanağı gibi gözlerle lavaboya yürüdü, aynaya baktı; mahvolmuş saçına aldırmadan suyu açtı, bir süre bekledi. bu bekleyişi biliyordu, daha önce de yapmıştı, suyun soğukluğundan ve uyarıcılığından çekiniyordu fakat yatağına geri dönemeyeceği de aşikardı. yavaş yavaş önce ellerini, sonra yüzünü ıslattı. yeteri kadar, daha fazla değil. ancak bu bile herşeyin daha kötü olmasına yol açtı. uyanan kısımları isyan ediyordu sanki, çılgınca bağırıyorlar, uyanmayı inkar ediyorlardı. Çaresiz olduğunu hatırladı ve hareketsiz durdu, bekledi. bugün yeni bir gündü, yapılacak işler sıradaydı. allah aşkına kim yapacaktı o işleri? uyandıkça daha da sinirlenen bedeni itaat edecek miydi? tabiki hayır. cezalandırılmayla geçecek bir gün daha. daha kaç gün dayanabilirdi? bilinmez, ama o ölmemeye kararlıydı. ölecekse rahat ölmeliydi, bu pis, kokuşmuş, uykularını bölen mekanda değil.