Koşuyorum
koşuyorum. hatırlayamadığım şeylerden geri kalan tek çıkış yolu. koşmak tek çözüm. “peki nereye?” bir ses yine hatırlayamadığım yerlerden. “yakalanamam!” geldi cevap, tanıdık bir ses. “kim? neymiş? nerede?”, afallayan ben. “daha kendi kıçını soktuğun bataktan haberin yok sersem herif!”. “önce koş, sonra düşünürsün.” Kavramlar kafamda uçuşurken beynim ayaklarımdan daha hızlı hareket ediyor. tanım yapmakta zorlanıyorum ve kafam çok karışık, aslında “dursam mı ki”. cevap sert “duramazsın! durursan ölürsün”. evet, bu mantıklı geliyor. beynime kazılı olay örgüleri durmanın ölüme eşdeğer olduğu gerçeğini getiriyor gözümün önüne, ve bir ses daha, “sakın arkana bakma”. Alaycı gönlümden küçük bir kahkaha ve bakıyorum arkama hemen: daha hızlı!
Parça parça geliyor bilgiler beynime yada her nereye geliyorsa oraya. arkama bakıyorum, ama onu algılayamıyorum: gözümde canlanmıyor bir türlü. sadece bir emir halinde geliyor bana kurtulabilmiş tek parçacık arkamdakinin gazabından: daha hızlı!
tahminler, tutarsızlıklar, tuzaklar… her şey beni koşullandırmaya yönelik, her gelen bilgi kırıntısı beni zorluyor ve hapsediyor. itaatsizlik edersen ölürsün! ve boşluk bırakmadan devam ediyor sıralamaya emirlerini. Arkalarını göremiyorum bunların, ama var olduklarını hissedebiliyorum: güçlü ve korkunç.
Bir boşluk kolluyorum zaman geçtikçe. sıkıntılı geçen zaman bırakma arzumu daha da güçlendiriyor her geçen gün, koşarak, hep daha hızlı!