hava kararıyor…

3 gün önce verandamda oturmuş, buz gibi portakal suyumu yudumlarken, içimden küfrettiğim o bunaltıcı sıcakların bir an önce geçmesi için tanrı’ya yalvardım. Tanrı hayatımda ilk kez beni dinlemiş gibiydi, 15 dakika sonra rüzgar esmeye başladı, yarım saat içinde yağmur… ertesi gün kapımı çalan postacı çok telaşlı görünüyordu, adeta bahçemde dolaşan azgın bir pitbull tarafından ısırılmak üzere bekleyen bir garip postacıydı. elindeki kocaman paket ile bir sağa bir sola sallanıyor, arada bir de etrafını kolaçan ediyordu. üniformalı erkekleri güçlü kuvvetli, yakışıklı beyefendiler olarak hatırlayan ben bu zavallı adamın haline acıyarak paketi çabucak teslim aldım ve postacıyı yolladım. aslında bir paket bekliyordum, ancak gelen kutu hiç de annemin yolladıklarına benzemiyordu, sanki o kahverengi yüzeyde soğuk bir mahkeme salonunun ahşap duvarları hayat bulmuştu. küçüklüğümden beri merakıma hiç engel olamam. vücudumdaki birçok yaranın ve sakatlığın sebebi de bu merakım oldu. paketi açmadan önce iyice inceledim, üzerinde herhangi bir adres veya isim yoktu. kahverengi paket kağıdını yavaşça yırtarken tüylerimin ürperdiğini hissedebiliyordum…